1. Skip to Main Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son Güncellemeler: Haziran 27, 2014

100898603039Bir olmak: Karışımın, birlikteliğin en iyi yolu bir olmaktır. Kanaatimce öğrenci ile din talebesi arasındaki dayanışma ve birliktelik, Talebe’nin kavram bakımından anlamının öğrencinin kavram ve anlamı ile aynı olması, talebinin Arap dilinde ilim arayan, ilim öğrenen kişiye denildiği için öğrencinin de aynı anlama gelmesi bu ikisi isim açısından da zaten aynı mana ve aynı anlamdadır. Üniversite ile Havza arasında veya öğrenci ile din talebesi arasındaki bu dayanışma mübarek bir dayanışma ve birlikteliktir ve inşallah hayırlı olur. Bunun en pratik ve uygulanabilinir yollarından biri işte budur.

Soru:

İşin garip yanı bizzat batılıların “İbni Haldun”u bizden daha fazla ve daha iyi tanımalarıdır. Denilmiştir ki “İbni Haldun”u tanıyan ve ne büyük biri olduğunu fark eden Batılılar onun eserlerini tercüme ederek haçlı savaşları ardından onu Avrupa’da yayınlamışlardır. Sosyoloji biliminin babası olarak meşhur olan “Auguste Comte”un sosyal bilimi hakkında bizzat onun mektebi olan Pozivitism yandaşları “Auguste Comte”un dünyaya gelmesinden 5 asır önce onun gündeme getirdiği teorinin bizzat “İbni Haldun” tarafından gündeme getirtildiğine inanmaktadırlar. Sayın Dr. Behişti benim sorum şudur: Aynı amaca hizmet eden ve aynı yola çıkan Üniversite ve Havza arasında nasıl organik bir bağ oluşturabiliriz. Çünkü bu aşamada bu mesele Üniversitenin elinden gelebilecek bir mevzuu değil. İmam Humeyni’nin de defalarca belirttiği gibi “Üniversite ve Havza her ikisinin de birlikte ve topluluk oluşturması gerekir”. Sizce bu amacın çözüm yolu nasıl olmalıdır?

Behişti:

Kardeşlerimiz bu amaçla ilgili olarak pratik bir çözüm yolu bulmuş ve onu hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bundan birkaç gün önce Kum kentine gittiğimde zeki, duygusal, araştırmacı ve sorumluluk sahip din talebelerinden bir grub bu projenin hayata geçirilmesi amacıyla Tahran veya Kum’da yetenekli talebelerin bu konuda gerekli eğitim almalarını, bu talebelerin öğretiminin bizzat havza ve üniversite hocaları tarafından birlikte yapılmasını teklif ederek, bu yolla din talebelerinin eğitim alacakları dönemde üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleriyle yakın bir diyalog kurabileceklerini ve örnek bir topluluk, camia oluşturabileceklerini ifade ettiler.

Bir olmak: Karışımın, birlikteliğin en iyi yolu bir olmaktır. Kanaatimce öğrenci ile din talebesi arasındaki dayanışma ve birliktelik, Talebe’nin kavram bakımından anlamının öğrencinin kavram ve anlamı ile aynı olması, talebinin Arap dilinde ilim arayan, ilim öğrenen kişiye denildiği için öğrencinin de aynı anlama gelmesi bu ikisi isim açısından da zaten aynı mana ve aynı anlamdadır. Üniversite ile Havza arasında veya öğrenci ile din talebesi arasındaki bu dayanışma mübarek bir dayanışma ve birlikteliktir ve inşallah hayırlı olur. Bunun en pratik ve uygulanabilinir yollarından biri işte budur.

Soru:

Sosyoloji dalı öğretim üyelerinin belirlenme ölçüleri sizce ne olmalıdır?

Behişti:

Bunun kendisi o önemli mevzulardan biridir. İslami İlim Merkezlerinin özelliklerinden biri din talebesi bu merkezlere girdiği ilk günden itibaren talebe oluyor, büyük bir rağbet ve şevk gösteriyor. Nitekim bu konudaki ölçü ve kriterlerden biri rağbetli ve iştiyaklı olmasıdır. Öğrenci ilgi duyduğu branj dalında tahsil etmelidir. Hatta istediği bir branşta tahsile başlayıp da birkaç gün gittikten sonra istediği şeyi bu dalda bulamadığını anlayınca onun serbest bırakılması ve istediği başka dalda tahsilini sürdürmesine imkan sağlanması gerekir. Ona bir süre tanınması ve arzu ettiği branşları tecrübe etmesine fırsat verilmesi gerekir. Bırakın bir süreliğine dilediği her yolu ve her branşı tecrübe etsin ve eğer bu uğurda, yüzü aşkın sınav verse veya birkaç yılını kaybedecek olsa dahi korkmayınız. Elbette toplumdaki bu gibi başı boş kimseler için temel bir çare bulmamız gerekir ama daha işin başından itibaren korkmamalıyız. İşte İslami İlim Merkezlerinin özelliklerinden biri budur. Buna büyük önem verilmeli. Bunlar insanın itmeyerek ve zorla sonuna kadar götürebileceği şey değildir. İşin içinde sevgi ve ilgi olmalı. Bunun için yerleştirme sınavlarında öğrencilere bir iki yıl branşları seçme fırsatı verilmesi kanaatindeyim. Bir branştan başka bir branşa geçiş yapılma olanağı oluşmalıdır. Öğrencinin karşısında engel oluşturmamalıyız. Bu konuyla ilgili diploma tutkusunun giderilmesi de etkili olacak. Bir talebe, öğrenci gerçekten bilim dalında olmalıdır. Sadece diploma peşinde olmamalıdır.

Soru:

İslami  İlimler merkezlerinde bir din talebesinin sadece diploma almak amacıyla kabul edilmediği sizce doğru mu?

Dr. Behişti:

İslami ilim merkezleri ve havzalarda genelde ne girmesi için bir diploma isteniyor ve ne de çıkması için ona bir diploma veriliyor. Yani o tam anlamıyla bir ilim sevdalısı ve talebesidir. Şu anda normal okullarda bir öğrenciye niçin ders okuyorsun diye sorduğumuzda diploma, lisans, yüksek lisans veya doktora almak için ders okuduğu cevabını verecek kuşkusuz! Bunlar daha doğrusu öğrencilikten daha ziyade diploma sevdalısıdırlar. Elbette diplomalarda ilim belgesidir, bilim belgesini alan da az çok bir şeyler öğreniyor ama sırf öğrenmek istediğini söyleyenle diploma amacıyla ders okuduğunu söyleyen arasında çok fark var. Bu insanlar üzerinde ister istemez etkili olmakta ve insanın davranış niteliğine yön vermektedir.

Soru:

Bu hususta öğretim üyesi ve hocanın seçilmesi kriteri ne olmalıdır?

Dr. Behişti:

O da aynen bunun gibidir. Bazen hoca, öğretim üyesi maaş amacıyla işe başlar ve tek hedefi geçimini temin etmek amacıyla kazanç elde etmektir. Ama kendisi şahsen bu işe pek rağbetli değildir. Bunun için de görevinde pek de verimli olamıyor. Ancak dini ilim merkezlerinde, havzalarda üstat genellikle tedris ettiği için maaş almıyor. Elbette her yerde durumun böyle olması mümkün olmayabilir. Ama havzalara egemen olan mevcut şartlarda durum bundan ibarettir. Havzada bir öğretim üyesi, üstat tedris yapması veya yapmaması yaşamında pek bir şeyi değiştirmiyor. Tabii şunu da söylemem gerekir ki üniversiteler, liseler veya normal okullarda bu metot uygulanamaz. Şu anda benim bu eğitim merkezleri için bir planım yoktur ama bu hususta bana gelecek projelere de açığım. Nitekim eğer bir hoca, öğretim üyesi ve üstadın kendisi kendi bilgisini her hangi bir karşılık almaksızın başkalarına öğretmeye hevesliyse ve bu hususta talebeleriyle yakın bir diyalog kuruyorsa buna değerli hoca, üstat denir. Üstat kendi bilimini talebesine öğretmekten zevk alması durumunda işinde daha başarılı olur, ancak aynı hoca eğer öğrencisi, talebesiyle talim ve tahkik metodu içinde eğitim verirse bu ideal olur. Hocanın samimi bir şekilde talebesine öğretmek istemesi talim ve terbiyede ideal bir tesir yaratır. Bunun aksine eğer bir öğretim üyesi, hoca, üstat gelip de ilk baştan şart koşar ve ben 10 veya 12 saat ders vereceğim ve bunun karşılığında da ay başı bu kadar maaş alacağım gibisinden bir şart koşarak öğretim yapmasından önemli bir sonuç alınması beklenilmemelidir ve ne yazık ki bugün üniversitelerimizde öğretim kadroları ve dekanların önemli bir bölümü böyle bir özelliğe sahiptirler. Bunun başlıca sebeplerinden biri ise ilk temelin eğri atılmasıdır. Benim kendim yakından bu olaya tanık olmuşum ve bunların büyük bir bölümü daha yeni işe başladıklarında aynı özelliğe sahip değiller. Zira işin başında genellikle istedikleri, sevdikleri, tahkik arzusu içinde oldukları için bir işe başlıyorlar ama işe başladıktan bir süre sonra kendi amaçlarından saparak bu kez daha fazla mesai saati alarak daha fazla ücret almak isterler. İşte bu bilimsel olmayan, İslami ruhla bağdaşmayan davranış ve ahlaktır ve ne yazık ki bizim eğitim merkezlerimize, üniversitelerimize hakim konumdadır ve bu durum reformize edilmelidir. Benim temennim Allah Taala’nın yardım ve lütfu ve araştırma içinde olan siz değerli kardeşlerin yardımı sayesinde eğitim-öğretim merkezlerimizde, üniversitelerimizde bu hususta kökten değişiklikler yapılır ve bizler İnkılapçı toplumumuzda modern İslami bir kültür örneğini hayata geçiririz. İnşallah…

 

Kaynak: Şehid Behişti anısı neşriyatı – Tahran / 1987 s. 177 ila 178


sürümünü yazdırın
No comment for this content.Be first !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Abonman

E-posta adresinizi girin:

Anket

 

1981 yılında Tahran’da Cumhuriyi İslami Partisinin merkez binasında vuku bulan korkunç patlamada şehid düşen  Ayetullah Muhammed Hüseyin Behişti ve 72. yakın çalışma arkadaşının 33. şehadet yıl dönümü merasimi Cuma günü öğleden sonra saat 18.30 ila 20 arasında Tahran’ın Behişti Zehra mezarlığında o şehidin ve 72 yaranını mezarlarının bulunduğu anıt bölümünde düzenlendi.